Resimleri üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.İlginç değil mi?
Yazılanları düşünmek gerek!
İçerisi zaten başka bir alem! Demirci Kazım renkli bir kişilik. Bence asıl film buranın kendisi.
Sadece bu demirci ocağı bile bu geziye çıkmak için başlıbaşına bir neden.
Bir önceki yazımda oraya ait resimlere yer vermiştim. Safranbolu'da eski çarşı içinde yer alıyor.

Safranbolu'da pek çok eski eşya satan yer bulabilirsiniz. Bunlara "eski görünümlü eşya" demek daha doğru olur. Yine de oldukça etkileyici bir çarşı. Hemen hemen herşey kendi kimliğini korumaya çalışmış burada.

Yenilerse, kendilerini bu güzel kimliğe uydurmaya çalışmış saygıyla. İş Bankası, bütün Türkiye'de uyguladığı marka imajını bir kenara bırakmış ve Safranbolu'lu olmuş
Safranbolu'da.


Bu çarşı, mimari kimliği ve zamanın donuşuyla, gerçekten görülmeye değer.

Hemen ardından da bu gökkuşağı.

Bu tertemiz ve
mütevazı tesis henüz çok yeni. Ama sahipleri 14 yıldır bu ile uğraşan, çok sempatik, içten, güleryüzlü ve harika insanlar.
Burada konaklayanlara "müşteri" denmiyor. "Misafirlerimiz" diyorlar.
Zaten gelenler hep "müdavim"ler. Yıllar boyu gele gide, harika dostluklar kurulmuş. Bir gelen illa ki tekrar ve tekrar geliyor buraya.

Kapıda ilk Efe karşılıyor gelenleri. Nereden biliyorsa biliyor; kim misafir kim değil...
Onu en çok seviyor bilin bakalım?

Gün, muhteşem bir kahvaltıyla başlıyor çiftlikte. Herşeyin -ekmeği yaptıkları buğdayın bile- kendi üretimleri ve organik olduğunu söylemeye gerek yok sanırım.
Hava soğuk ve yağışlı olmasına rağmen, içeri giremedik bir türlü. Yemeklerimizi ateş başında, dışarıda yedik biz apartman çocukları..

Sonra at binme faslı başlıyor büyükten küçüğe. Herkes deniyor illa ki. Dileyen devam ediyor, tura katılıyor. 5 km den başlayan değişik turlar var,
muhteşem doğayı atla gezmenin keyfi çok başka.

Keyifli dostluklar kuruluyor, ateş başı sohbetler yapılıyor. Sessizlik ve huzur paylaşılıyor, çocuklar arkadaş oluyor; sınırsız alanlarda korkusuzca ve yasaksızca koşturmanın, çamura ve toprağa bulanmanın keyfini yaşıyor.
Traktör römorkuna doluşup, "daha da güzeli var mıymış?" denilen nefes kesen güzellikte doğaya pikniğe gidiliyor.

Herkes yeniden çocuk oluyor, herkes eğleniyor.

Ama onlar hep iş başında; "Misafirlerin" rahat etmesi, herşeyin kusursuz olması için; neşe, mutluluk ve güleryüzle çalışıyorlar. Tevhide Hanım, Bülent Bey ve oğulları Barış.
Sadece bu tatlı aileyle tanışmak için bile oralara gitmeye değer!

Akşamları ocakbaşında, yıldızların altında keyifli şarap sohbetleri yapılıyor, yeni dostlukların temeli atılıyor. Kimileri "tavla" oynamayı tercih ediyor. Ertesi gün birkaç eksik pul ve zar aranıp duruyor, her ne olduysa?

Öyle çok şeyiyle gezilmeye değer ki...
Gezi notları ve tavsiyeler:- *Tesise en yakın market 6 km uzakta. Çocukluysanız yanınızda atıştırmalık birşeyler götürün.
- *Mutfak ve buzdolabı 24 saat emrinizde, istediğinizi alabiliyorsunuz.
- *Alıştığınız suyu içmek iserseniz yanınıza alın. Tadı iyi olsa da kuyu suyu.
- *Walkmen- kitap vb isterseniz götürün. Sessizlik ve sükunet harika. Ama nasıl oluyorsa oluyor ve bir saniye bile bunlar için vakit bulamıyorsunuz. Her an birşeyler yapılabiliyor.
- *Bol fotoğraf makinası, video ve pil... en çok ihtiyaç duyulanlar..
- *İlla ki bir lastik bot ya da çizme. Hayat kurtarır!
- *İlla ki kalın bir mont, yağmurluk ya da şal.. haziran olsa bile!
- *Ve tabi ki şapka.
- *Sivrisinek kovucu
- *mümkünse açılır kapanır sandalye
- *Atlar için havuç ve şeker.
- *Kilolarca kestane:))
- *ağrı kesici kas gevşetici: uzun süre at binerseniz her yanınız ağrıyor.