19 Ekim 2007

Mimi mantı yapıyor (Minik Eller Mutfakta)

Bu aralar bir tempo, bir tempo..
Yapılacak işler birikmiş. Yazılacak yazılar birikmiş. Üstelik hepsi de keyifli şeyler. Hepsinin arasında en çok kafamda toparlamaya çalıştığım da Selen'in Minik Eller Mutfakta etkinliği. (etkinlikteki emeği için, Selen'e şimdiden teşekkürler)
İstiyorum ki, Mimi'yi keyifle sokayım mutfağa. Onun da gerçekten yapacağı üstelik de keyif alacağı birşey olsun. Hem de daha önce yazmadığım, işe yarayacak bir tarif olsun.
Ben düşüne-durayım, süre kısalıyor, zaman yaklaşıyor. Ama bir gün, herşey kendiliğinden oluveriyor:


Hafta sonu çiftlikteyiz yine. Sonbahar oralarda başka güzel. Harika zaman geçiriyoruz.
Bir öğle vakti, görevli hanımlar yemek yapıyorlar, nefis kokular geliyor mutfaktan. Ne pişiriliyor diye bakmaya gittiğimde bizimkini masada buluyorum: Yağ Mantısı yapımına yardım ediyor! Önce çok sevdiği yumuşacık hamurla oynamaya başlamış, sonra göstermişler, o da yapmış..
Bana yalnızca fotoğraflamak kaldı.


Biliyorsunuz Kayseri'nin mantısı çok ünlü ve diğer yörelerde yapılan "mantı"lardan oldukça farklı (ve de zahmetli) Babaannem Kayserili olduğu için bu güzel mantıları doya doya tatma şansımız oldu. Ancak yapılışlarını hala bilmem, cesaret de edemem..
Çiftlikteki hanımlardan tarifi aldım. Ancak onlar hep göz kararı ve çok kalabalık sofralar için yaptıklarından, miktarları kitapları araştırarak verebildim.
3 çeşit Kayseri mantısı var:
  • Su mantısı (en meşhur ve en zahmetli olanı bu, ve de en lezzetli.). Suda haşlanarak yapılıyor
  • Tepsi mantısı, tepsiye dizilerek fırında ya da ocakta pişirilerek yapılıyor.
  • Yağ mantısı. mayalı hamurdan ve ne yazık ki yağda kızartılarak yapılıyor.
Vereceğim tarif Yağ Mantısı



Malzemeler:
6-8 kişilik

Hamuru için:
  • 5 su bardağı un,
  • 1 çorba kaşığı kuru maya
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • 1 çay kaşığı toz şeker
  • 1 çay bardağı sızma zeytinyağı
  • 2 su bardağı süt
  • su

İçi için
  • 200 gr kıyma
  • 1 adet kuru soğan
  • tuz, karabiber
  • maydanoz
Üzeri için:
  • 4 adet domates
  • 1/2 çay bardağı zeytinyağı
  • 1 çorba kaşığı biber salçası
  • sarmısaklı yoğurt
(Blogspot yazısının üstüne geldiği ve onun bir üstünde duran mantılar Mimi'ye ait.)


Yapılışı:
  • Hamuru yapmak için, una tuzu ilave edip karıştırın, tezgaha ya da bir kaba boşaltın, ortasını havuz şeklinde açın.
  • Bu arada kuru mayayı ılık suda şeker ile eritin, kabarmasını bekleyin.
  • Kabarınca, süt ve zeytinyağı ile birlikte una ilave edip karıştırmaya başlayın. Suyu ilave edip, yumuşak kıvamlı bir hamur elde edin.
  • Hamurun üzerini ıslak bezle örtün ve kabarmasını bekleyin.
  • Bu arada soğanı rendeleyip kıyma, maydanoz ve bahartalarla karıştırıp iç hazırlayın.
  • Üzeri için domatesleri rendeleyip, yarım çay bardağı z.yağı ve salçaiel iyice pişirin.
  • Hamur kabarınca bezelere ayırıp oklava ile kalınca açın (6-7mm)
  • Tahmini 5x5 cm lik karelere bölün.
  • İçlerine kıymalı karışımdan koyarak, Mimi'nin yaptığı şekilde katlayın.
  • Bol kızgın yağda kızartın (fazla kızartmayın )
  • Üzerine sarmısaklı yoğurt, domates sosu ve dilerseniz baharatlarla (kuru nane, pul biber) servis yapın
Afiyet olsun.

15 Ekim 2007

Blog Hareket Günü



Bugün çok özel bir gün.
Blog hareketi var bugün. Yani (bu harekete katılmak isteyen) Web’deki bütün blogcular bugün, herkesin tek bir önemli soruna kafa yorması için bir araya geliyoruz.
Sorunumuz, konumuz: ÇEVRE.




Tüm blogcular kendi konularımızı çevre ile ilgili olarak yazıyoruz bugün. Amacımız herkesin daha iyi bir gelecek için konuşmasını sağlamak.
Ben çevrenin kirliliğini yazmak istiyorum:

Nerede yaşıyor olursak olalım, etrafımıza baktığımızda ne çok kirlilikle birlikte yaşamak zorunda olduğumuzu fark ediyoruz.

Bir bakalım mı?

Sularımız:

İmarsız, düzensiz ve konrtolsuz yapılaşma sonucu sularımız tarımsal, endüstriyel ve hatta evlerimizin atıklarıyla kirlenmekte.
Yapılaşmaya açılan ve zaten kirlenmiş olan su havzalarımız, küresel ısınmayla birlikte azalmakta, böylelikle kirlilik oranı iyice yoğunlaşmakta.
Mevcut su kaynaklarımızı koruyamadığımız gibi, elimizdeki yağmur suyu, ya da atık su gibi kaynakları, kullanıma yeterince çevirememekteyiz.

İçilebilir ÇEŞME SUYUnun şişelenmiş PET sulardan 150 kez daha ekonomik olduğunu, bu suların kirlenmesi halinde arıtma maliyetinin kişi başına 40 dolar civarında olduğunu ve 1 kg kirleticinin uzaklaştırılması için 1 kwh enerji harcanması gerektiğini, üstelik bu dezenfeksiyonlar sonucunda da bir takım istenmeyen yan ürünler çıktığını biliyor muydunuz?

(Doğada var olan suyu kirletmeyelim ve verimli kullanalım.
)


KATI VE TEHLİKELİ ATIKLAR
(İnşaat atıkları, çöpler, toksik endüstriyel atıklar vs)

Her ne kadar ortalıkta görünmediğini ya da etrafımızda bulunmadıklarını düşünürsek düşünelim, onlar her yerdeler. Çünkü bu atıkların geri dönüşümü düzenli, verimli ve disiplinli şekilde yapılmamakta.
Her yıl ülkemizde bir yerlerde zehirli varillerin bulunduğu haberlerini hatırlarsınız. Bunlar farkına varabildiklerimiz. Peki ya farkına varılamayanlar? Bu çöplerin yakınımızda bulunmuyor olmaları, bize zarar vermeyeceği anlamına gelmiyor. Bulundukları yerde kirlettikleri topraklarda ya da sularla yetişen besinlerle, zehirlerini bize taşırlar.
Tehlikesiz olsa da, inşaat ya da maden atıkları doğada uzun süre yok olmayışları, kontrolsuz her yere atılmaları sonucu etrafımızı sürekli kirletmekte

(Gözden ırak çöp ve atıklar gönülden ırak kabul edilmemeli, vahşi depolama alanları yerine, sızdırmaz tabanlı çöp depolama alanları inşa edilmelidir).

HAVA KİRLİLİĞİ

Taşıtların eksozundan, filtresiz fabrika bacalarından, konutlarda kullanılan kalitesiz yakıtlardan, enerji santrallarından havaya yayılan kirlilik, çevre kirlilikleri içinde sanırım en gözle görünür olanı.
Kirletici gücü yüksek, kalitesiz ya da yanma verimi düşük eski tipteki yakıtların kullanılması, doğru yanma yöntemlerinin seçilmeyişi sonucunda, soluduğumuz havaya yoğun bir kirlilik karışmakta.
Eski ve bakımı yapılmamış taşıtların yaydığı egsoz dumanı, toz oluşturucu diğer işlemler için yeterli önlemlerin olmayışı, kişilerin bilgisizliği, eğitimsizliği ve konuya önem vermemesi de kirliğe katkıda bulunan faktörler

(Kaliteli yakıtlar, verimli yakıcılarda bilinçli yakılmalıdır. Yakıcı ve taşıtların yenilenmesi ve bakımları sürekli yapılmalıdır).

GÜRÜLTÜ KİRLİLİĞİ
(İnşaat sektörü, eğlence sektörü, uçaklar, trenler, otomobiller vs)


Tüm çevre kirlilikleri içerisinde, gündelik hayatta fiziksel olarak en çok tolere edebildiğimiz kirlilik bu galiba. Yeterli yönetmelikler ve uygulamalar olmadığı için bu kirliliğe daha uzun süre katlanmamız gerekecek. Şu aşamada tek alınabilecek önlem: ses izolasyonuna önem vermek.

KOKU KİRLİLİĞİ
(Çöplük yangınları, orman yangınları, kağıt fabrikaları, hayvan barınakları, şeker fabrikaları, balıkhaneler ve kesimhaneler vs)

Koku rahatsızlığı kişiden kişiye değişse ve kokuyu ölçmesi oldukça zor olsa da, yaşadığımız yerdeki koku kirliliği gündelik yaşamı zorlaştıran faktörlerden birisi.

Yukarıda sayılan tüm kirliklere " insan faktörü"nü eklemek çok da yanlış olmayacak. Hatta belki de listenin en başına.
Çevrenin, insanın yaşamındaki önemini göz ardı etmesi sonucu ortaya çıkan bu kirlilikler, yine insanın, eğitimi ve bilinçlenmesi sonunda aşılabilecektir.

Çocuklarımız çevre bilinci ve doğa sevgisi ile yetiştirebilirsek, sonraki nesilleri kurtarabiliriz ancak. Tabi onlara doğa adına kirlenmemiş birşeyler bırakabilirsek..
Çocuklarımıza vereceğimiz en etkili eğitim ise, onlara çevre konusunda duyarlı rol-modeller olabilmektir.
Ne zaman çevre ile ilgili bir konu açılsa, aklıma gelen sözle bitirmek istiyorum yazımı:

"Dünya bizim değil, biz onu çocuklarımızdan emanet aldık"


Ekleme:
Çok sevdiğim arkadaşlarım Papatya ve Deniz'in "Blog Hareket Günü" yazılarını okudum. Onlar gibi arkadaşlara sahip olduğum için yeniden mutlu oldum. İkisi de kişiliklerinin ve yaşam tarzlarının parçası haline gelen bu duyarlılığı öylesine güzel aktarmışlar ki.
Ve bu yazılarımızın hepsi birleştirilip okunursa, çok daha kapsamlı bir anlatımın ortaya çıkacağını düşündüğüm için sizlere de tavsiye ediyorum.
Özellikle sevgili Deniz'in bu muhteşem yazısını sona saklayıp okumanızı öneririm:)

2. ekleme:
Bu çok güzel yazı da sevgili Devletşah'tan. Bilmeyenler varsa; o bir çevre mühendisidir.

09 Ekim 2007

Peynirli kabak ve İyi Bayramlar


Herkese sağlık sevgi mutluluk dolu, sevdikleri ile paylaşacağı, özlemlerini gidereceği güzel bir bayram dilerim.






Yine meze türü bir tarif, yine kabak:)

Malzemeler:

  • 1/2 kg kabak (koyu renkli Girit kabaklarını tercih edin),
  • 300 gr Tuzsuz lor peyniri (İllaki Hacer Hanım'dan)
  • 150 gr kelle peyniri (sepet peyniri de deniyor)
  • Dereotu
  • Sızma zeytinyağı
  • Süslemek için domates dilimleri ve sivri biber

Yapılışı:

  • Kabakları 10 dakika kadar tuzlu suda haşlayın.
  • Boyuna ikiye bölün. Tatlı kaşığı yardımıyla kabakların iç kısımlarını çıkartın.
  • Lor peynirini ince doğradığınız dereotu ile iyice karıştırın.
  • Peynir karışımını kabakların içerine sıkıca doldurun.
  • En üste rendelenmiş kelle peynirinden bolca serpiştirin.
  • Sızma zeytinyağı gezdirip fırına verin.
  • yaklaşık 15 dakika sonra, peynirlerin üzeri iyice kızardığında fırından çıkartıp, doates dilimleri ve incecik yeşil biberlerle süsleyerek hafif zeytinyağı gezdirerek servis yapın.
Afiyet olsun.


Notlar:

Kabakları en küçüklerinden seçmenizi tavsiye ederim.
Kabakların içinden çıkanları, içine doldurduğunuz lor peyniri ile karıştırabilirsiniz.
Eğer seviyorsanız en üste kırmızı pul biber ilave edebilirsiniz.

04 Ekim 2007

Koliçita


Ayvalık gezimizin ganimetleri arasında yer alan ve çok beğendiğim bir kitaptan daha önce bahsetmiş, "Sırada güzel tarifler var" demiştim.
Sözü edilen harika kitap:
Kydonia- Ayvalık Mutfağı, Erkan Acurol
Kitaptan gelen ilk tarif: Koliçita.

Önce bir not:
Tarifi yayınlar yayınlamaz sevgili Papatya'dan bilgiler geldi. Biliyorsunuz o Girit'te yaşıyor.
"Koloçita" Yunanca kabak kelimesi kolokita'nın Girit şivesiyle söylenişiymiş. Üstelik dedemin geldiği Hanya şehrine özgü ve hala yapılan bir tarifmiş. Orada adına Boreki denir, diğer şehirlerde ise Hanyanın Boreki'si diye anılırmış. Borkekinin en alt yufkasına bir kat patates de dizilir ve bolca da nane konulurmuş.

Bir not daha:
Mimi'nin yeni videoları var:)

Malzemeler: (orta boy kare borcam için)

İç malzemesi:

  • 1 kg kabak ( 3-4 adet)
  • 1 su bardağı zeytinyağı (1 çay bardağı)
  • 250 gr kelle peyniri
  • 1 su bardağı un (1/2 su bardağı)
  • 1 tatlı kaşığı tuz (koymadım)
  • 1 tatlı kaşığı karbiber (az bir miktar taze çekilmiş karabiber)
Orijinal tarifteki ölçülerin yanında, parantez içinde yer alanlar benim kullandığım miktarlar.

Hamur: (hamur yerine 3 adet yufka kullandım)
  • 1 yumurta
  • 1.5 su bardağı un
  • 1 çay kaşığı kabartma tozu
  • 1 çay kaşığı tuz
  • 1/2 çay bardağı su


Yapılışı:
  • Un tezgaha dökülerek ortası açılır. Yumurta, su, tuz ve kabartma tozu ile yumuşak bir hamur hazırlanır. üzeri nemli bezle örtülerek yarım saat dinlendirilir.
  • Kabaklar soyulup temizlenir ve boyuna incecik dilimlenerek una bulanır.
  • Zeytinyağı tuz ve karabiber karıştırılarak bir sos hazırlanır.
  • Kelle peyniri rendelenir
  • Hamur merdane ile açılarak yağlanmış borcama ya da fırın tepsisine yayılır.
  • Üzerine rende peynir ve sostan gezdirilir.
  • Unlanmış kabaktan bir sıra dizilir.
  • üzerine yine peynir ve sos gezdirilir.
  • Bu kez kabaklar çapraz şekilde dizilir. Bu işlem üç sıra kabak için tekrarlanır.
  • En üste rende peynir ve sos gezdirirlerek hamur kapatılır.
  • Fırında nar gibi kızarana dek pişirilir.

Notlar:

  • Kelle peynirinin bir diğer adı da sepet peyniri. Oldukça tuzlu olduğu için ayrıca tuz kullanmaya bence gerek yok.
  • Ben hamur açmak yerine hazır yufka kullandım ve sonucu beğendim. Vaktiniz darsa bu şekilde de deneyebilirsiniz.
  • Orta boy kare borcamda yufkaları büzerek serdim.
  • Her yufka arasına sos gezdirdim, biraz peynir serptim.
  • 3. kattan sonra kabakları dizdim.
  • İki sıra kabak kullandım.
  • son kat yufkayı serip üzerine kalan sostan sürdükten sonra biraz peynir rendesi de serptim.
  • Çıtır çıtır, hafif ve lezzetli bir börek oldu.
ÖNEMLİ NOT:
Ana Yürekliler 9 Ekim Salı, Hacettepe Onkoloji ye gidiyorlar. Bayram için göndermek istediğiniz şeyler vardır diye düşünerek, hatırlatma ihtiyacı duydum..

01 Ekim 2007

Ana Yürekliler

EKLEME:
Önümüzdeki hafta Hacettepe Onkoloji hastanesi ziyareti varmış.. Bayram için göndermek istedikleriniz ya da Ana Yüreği Dolaplarına koymak istediğiniz temizlik malzemeleri vs için lütfen benimle irtibata geçin, ben sizleri yönlendiririm.
Bayram için, kek kurabiye vs yiyecekler yapıp, anne yüreğinizin sıcaklığını da içine koyup gönderebilirsiniz. Ayrıca şu doğum günü organizasyonuna bizler el atsak çok güzel işler çıkartırız gibime geliyor. Haydi mutfak blogcuları, haydi anne yürekliler...

Bir süre önce kocaman yürekli annelerden bahsetmiştim sizlere. Yaptıkları güzel şeylere inanılmaz bir tempoyla devam ediyor bu gönüllüler.

Belki "benim de tuzum bulunsun" demek ve onlara destek vermek istersiniz diye düşünerek, hızına yetişemediğim çalışmalarını ara ara buradan duyurmak istiyorum.

1-Öncelikle Sincan Yuvadaki 7-12 yaş grubundaki 70 çocuk ile Kısa Film çekmeye çalışıyorlar. Bu filmin çekiliş aşamasını da "Belgesel Film" olarak çekmeye çalışıyorlar.

2-Hastane ziyaretleri devam ediyor. Hacettepe Pediatrik Onkoloji Bölümüne yiyecek-içecek, oyuncak, kitap ağırlıklı, Dışkapı Çocuk Hastanesine giyecek, kitap, oyuncak ağırlıklı yardımlar götürüyorlar

3-Hastanelere kurdukları Ana Yüreği dolapları için temizlik malzemelerini ve yine hastanelere koydukları su sebillerinin sularını eksik etmemeye uğraşıyorlar.

4-Sincan yuvada 2 ayda bir o ayların çocukları için düzenlenen doğum günü faaliyetini düzenliyorlar (Bunun için bir komisyon kurmayı düşünüyorlar) Sanırım buradan onlara pek çok destek sağlayabiliriz, ne dersiniz?

5-Sincan yuvadaki çocuklarımız gönüllü annelerle film izlemek istiyor, derneğin vesile olup yuvada kurdurduğu sinema salonunda çocuklarımızla Cuma akşamları film izlemeye parmak kaldıran gönüllüler arıyorlar.

6-Havalar çok soğumadan dışarda bir piknik düzenleme fikirleri var "destek bulursa “neden olmasın"diyorlar"

7-Sincan yuvalı çocukları 6 Ekim akşamı yemeğe çıkarıyorlar (yer arıyorlardı-halletmişler)

8-7 Ekim’de Sincan Yuvada atölye çalışması yapıyorlar (kamera, fotoğrafçılık, sinema, senaryo, deneyimi) Amatör bile olsanız bekleriz diyorlar

2 Ekim Salı günü, öğle saatlerinde Dışkapı Çocuk hastanesini ziyaret edecekler.
Yanlarında bayram öncesi giyecek/hediye ve boyama kitabı götürecekler.
Biliyorum çok az zaman var ama destek vermek isterseniz haberleşiriz.